24 Mart 2008 Pazartesi

Surface

Bilişim dünyasının öncüsü Bill Gates, 10 yıl içinde klavye ve mouse kullanımının ortadan kalkacağını söyledi.

Gates, ABD’nin Las Vegas kentinde başlayan Elektronik Fuarı’nın (CES-Consumer Electronic Show-Tüketici Elektroniği Fuarı) açılışında yaptığı konuşmada, dijital dünyanın geleceği konusundaki öngörülerini anlattı.

Dünyanın en büyük yazılım firması Microsoft’un başkanı olarak yaptığı son konuşmada, bilgisayar kullanıcılarının yakında klavye ve fareyi bir kenara atacaklarını ve bunun yerine PC’lerini el hareketleriyle kullanacaklarını belirtti.

Bill Gates, gelecekte bilgisayarlı mobilya ve ev eşyalarının olduğu bir dünya olacağını, bilgisayar kullanımının çok daha artacağını söyledi.

Fuarın açılış konuşmasını 10. kez yapan Gates, dijital yaşamın ilk 10 yılında dünyadaki PC sayısının 1 milyarı, geniş bant internet kullanıcısı sayısının 250 milyonu aştığını ve dünya nüfusunun yüzde 40′ının mobil telefon kullandığını söyleyerek, geçen 10 yılın bu açıdan büyük bir başarı olduğunu anlattı.

10 yılda bilgisayarların sadece masa üstünde değil, masanın içinde ve her yerde olacağını söyleyen Bill Gates, insanların dosya ve uygulamalarına mobil telefon, bilgisayar veya televizyon gibi her cihazdan ulaşabilecekleri öngörüsünde bulundu.

Yeni dijital dönemde online alışveriş ve online sohbet gibi birçok web aktivitesinin 3 boyutlu ortamda yapılacağını da söyleyen Bill Gates, gelecek 10 yılın en önemli değişikliğinin ise kullanıcıların bilgisayarları ile el hareketleriyle iletişime geçecekleri “doğal kullanıcı arayüzü” olacağını vurguladı.

Dokunmatik ekranlı bilgisayarı tanıttı

Gates, fuarın açılışındaki konuşmasında, Microsoft’un geçen yıl sonunda konseptini geliştirdiği, el hareketleriyle kullanılan geniş bir masa şeklindeki dokunmatik ekranlı bilgisayar “Surface” adlı cihazı da tanıtarak, “Bu teknolojinin şimdilik daha başındayız, yazılım programcıları bu platformu geliştirecekler” dedi.

Açılış konuşmasında ayrıca, “görsel tanıma” adını verdikleri ve geleceğin mobil telefonlarında kullanılacak bir teknolojinin prototipinide tanıtan Gates, bu teknolojinin, cep telefonu kamerası bir cisme tutulduğunda bununla ilgili verileri kullanıcıya aktardığını kaydetti.

Bill Gates, bu yılın sonuna doğru, 17 yaşından beri aralıksız çalıştığı Microsoft’tan emekli olacağını ve sürdürmekte olduğu hayır işlerine daha iyi odaklanacağını belirterek, bir video gösterisiyle Microsoft’taki son gününde ve sonrasındaki yaşamında neler yapacağını dinleyicilerin alkışları arasında sundu.

4 Cekirdekli Islemci Piyasada

Intel’in dört çekirdekli işlemcisi piyasaya çıktı! Bozuk bilgisayar, uzaktan tamir edilebilecek.İntel, işletmeler ve bilişim teknolojisi sektörü için masaüstü bilgisayarların güvenlik sistemlerini daha da güçlendiren, korsan saldırılara, virüs ataklarına ve diğer tehditlere karşı daha iyi koruma sağlayan yeni Intel® vProtm işlemci teknolojisini tanıtırken, çok işlemcili (MP) sunucular için özel olarak tasarlanan endüstrinin ilk dört çekirdekli işlemcilerini piyasaya çıkardı.

Yapılan yazılı açıklamaya göre, Intel vPro işlemci teknolojisi, yeni Intel® Coretm 2 Duo işlemci, Intel® Q35 Express yonga seti ve birçok teknolojik inovasyon sayesinde masaüstü bilgisayarlar için güvenlik ve yönetim becerisini bir araya getiriyor. Bunların arasında daha önceleri yapılması mümkün olmayan işler de yer alıyor. Örneğin işletim sistemi çökmüş ya da sabit diski çalışmayan bir bilgisayarı uzaktan ayağa kaldırmak ve tamir etmek artık mümkün oluyor. Intel vPro işlemci teknolojisi, hem para hem
de zaman kaybına neden olan zorunlu masa başı ziyaretlerini azaltıyor ve bilgisayarları istendiği zaman güvenli bir şekilde uzaktan açıp kapatma imkanı sunarak, enerji tasarrufu sağlıyor. Bu da işletmelere maliyetlerini azaltma fırsatı sunuyor.

Kod adı Weybridge olan en son Intel vPro işlemci teknolojisinde yer alan diğer güvenlik özelliklerinin arasında yazılım tabanlı saldırıları, virüs ataklarını ve benzeri diğer tehlikeleri filtrelemek ve bunlardan korunmak da yer alıyor. Intel® Trusted Execution Teknolojisi (TXT), ürün ile birlikte gelen yepyeni bir teknoloji. Intel TXT, sanallaştırılmış ortamlardaki verilerin bile korunmasını sağlıyor. Yeni nesil Intel® AMT-Active Management Teknolojisi ise bilgisayar yönetimini en üst noktaya taşıyor.
Intel® AMT, işletim sistemi çökmüş ya da kapalı bilgisayarların bile envanter bilgilerine ulaşılmasını ve tamir edilmesini sağlıyor.

YENİ DÖRT ÇEKİRDEKLİ XEON 7300 SERİSİ


Intel’in endüstri standardı ilk dört çekirdekli işlemcileri, genel olarak sunucu konsolidasyonu, veritabanı kullanımı, kurumsal kaynak planlama ve iş zekası gibi sanal ortamlarda yüksek performans, güvenilirlik ve ölçeklenebilirlik gerektiren uygulamaları çalıştıran çok işlemcili sunuculara yönelik olarak geliştirildi. Quad-Core Xeon® 7300 serisine ait altı yeni işlemci, Intel’in önceki kuşak çift çekirdekli ürünlerine göre iki katı performans sağlarken, verimli enerji kullanımı sayesinde watt başına
sağladığı performansı da üçe katlıyor.

Son teknolojinin ürünü söz konusu sunucuların Intel Core Mikromimarisi ile dört çekirdekli işlemci performansının yanı sıra Intel Sanallaştırma Teknolojisi’nin (Intel Virtualization Technology) nimetlerinden yararlanmasını sağlayan Intel, müşterilere sanallaştırma ve sunucu konsolidasyonu için ideal bir platform sunuyor.
İki katı daha fazla çekirdeğin yanı sıra Intel’in önceki çok işlemcili platformlarına göre dört kat daha fazla bellek kapasitesi sunan 7300 serisi ve Intel 7300 yonga seti, çok yüksek konsolidasyon oranları sayesinde alan, güç ve operasyon maliyetlerinde önemli ölçüde tasarruf sağlıyor.

Trojan Horse ( Truva Ati )

Her geçen gün bilgisayar ve internetle tanışanların çoğunu göz önüne alırsak, herkesce bilinen ve birçok kişi tarafından kullanılan truva atlarına ayrıntılı bir şekilde değinmek gerekiyor. Zira amacım en azından kendi bilgisayarınızın güvenliğini sağlayacak bilgi düzetine ulaşmanız.Bir çok kullanıcı için nereden geleceğini bilmedikleri tehlikelere çözüm aramak zor ve karmaşık olacaktır.
Birçok bilgisayar kullanıcısı anti virus yazılımı kurarak truva atlarını engelleyebileceğini düşünür.Bu olanaksızdır ve her geçen gün en çok güvenilen anti virus yazılımlarınca bile tanınmayan truva atları yaratılmaktadır.

TRUVA ATI NEDiR?

Truva atı(trojan), sizin bilginiz olmadan bilgisayarınıza yerleşen, sistemi diğer bilgisayarlarca internet ya da ağ üzerinden kontrol edebilmeye açık hale getiren yazılımlardır.
Truva atları , kontrol edici ve sunucu yazılımlardan oluşurlar.Sunucu yazılımları bilgisayarınıza habersizce yüklenen ve kontrol edici yazılımlar tarafından erişilmesini sağlayan programlardır.Eğer bilgisayarınızda herhangi bir truva atının sunucu yazılımı yüklüyse, elinde bu truva atını kontrol edici yazılım olan herkes bilgisayarınızı ağ ve internet üzerinden yönetebilir.
Kötü niyetli kişiler kontrol edici yazılımlarla bilgisayarınızdaki birçok işlemi yapabilecek düzeye gelirler.Bilgisayrınızda anlık görüntü veya uyarılar göstermek, klavyenizi ve farenizi kontrol etmek isteğiniz dışında CD sürücünüzü veya bilgisayarınızı açıp kapatmak bu işlemler arasında sayılabilir.Bu örnekler yapılabileceklerinin sadece basitleri ve en zararsızlarıdır.
Truva atları işletim sisteminize yerleştikten sonra kendilerine açacakları bir port üzerinden kötü niyetli kiıilerin bilgisayarınıza eriımelerini sağlarlar.Bu yüzden değişken IP numarasına sahip internet kullanıcıları daha şasnlı görülse de, aslında port taraması yaparak açık port numaralarından sisteminize girilmesi her zaman mümkün olabilir.Sık sık adı geçen güvenlik duvarlarının bir amacı da bu açık portları kapatmak, kontrol etmek ve buralardan gelecek tehlikeleri önlemektir.

Kötü niyetli kişiler sisteminize çeşitli yollardan ve çeşitli yöntemler kullanarak sızabilirler.Bu sızma ağ üzerinden gerçekleşeceği gibi açacağınız güvenli olmayan bir e-postayla bile yapılabilir.Kimi zamansa bu kişiler yazdıkları yazılımlar içerisine truva atlarını eklerler.Böylelikle yazılımı kurmakla kalmaz, habersizce truva atını da kurmuş olursunuz.Bun nedenle güvenmediğiniz yazılımları kurmamanızı özellikle öneriyorum.

Saldırganlar Bilgisayarınızda Ne ararlar?


Saldırgan kişiler sadece zevk için yada daha çok önemli amaçlar uğruna bilgisayarınıza erişmek isteyebilirler.İşte kötü niyetli kişilerin bilgisayarınızda aradıklarından birkaçı:
*Alan adı kaydı yada internet üzerinden yapılan alışverişlerde kullanılan kredi kartı bilgileriniz.
*E-posta, internet erişimi, site üyeliklerinin şifreleri.
*Gizli dökümanlar
*Bilgisayarınızda kayıtlı e-posta adresleri
*Gizli tasarım ve resimler
*Video, ses , msn yazışmaları gibi özel görüşmelerinizi takip etmek
***En kötüsüyse bilgisayarınızı hack, spam gibi yasa dışı işlemler için kullanmaları.Yani bilgisayarınızı zombie haline getirmeleridir.Bu durumlarda saldırıya uğrayanların gözünde suçlu siz olursunuz.

Bilgisayarınızda Truva Atı Varmı?

Bilgisayarınızda herhangi bir truva atının olup olmadığını bazı yöntemlerle anlayabilirsiniz.Truva atlarının bir özellikleri ise internet bağlantınızı yavaşlatır.Eğer internet bağlantınız çok ağırlaşırsa bilgisayarınızda truva atı arayışına çıkmalısınız.
Bir diğeriyse bilgisayarınızda nedensiz uyarı pencereleri görüntülenmesi,CD sürücü çekmecesinin açılıp kapanması,klavye farenin kontrolden çıkması gibi kontrolünüz dışında gerçekleşen işlemlerdir.
Garantili çözüm, anti trojan yazılımlarıyla işletim siteminizi taratmaktır.Geçerli yöntemlerden biri de MSDOS üzerinden etkin bağlantıları kontrol etmektir.Bunun için komut isteminde "netstat -an" Enter tuşuna bastığınızda gelen listede "LISTENING" durumunda olan portlar truva atları için açılmış olabilir.(komut istemine ulaşmak için Başlat>Çalıştır dizisinde cmd komutunu yazmalısınız.)

Truva Atı Virus Değildir!


Düşük ve orta deneyimli bilgisayar kullanıcılarının birçoğu truva atlarını da virus olarak bilmektedir.Truva atı virus değildir ve viruslerden farklı prensiplerle çalışırlar.
Virusler kendi başlarına görünmez, bir program yada dosya içerisinde yer alırlar.Bir bilgisayarlardan diğerine bulaşması bu dosya veya programların taşınmasıyla olur.Genellikle içerisine gömülü oldukları programa zarar vermezler. fakat programların çalıştırılması halinde içerisindeki virusler işletim sistemine, yazılımlara ve ender olarak da görülsede donanıma zarar vermektedir.Virusler genelde EXE uzantılı yazılım dosyalarına bulaştıkları için,Virus bulaşan programı açmadıkça bilgisayara zarar veremezler.Truva atlarıda kendilerinin bulaştığı dosyanın açılmasıyla aktif olurlar.Virusler gibi aktif olmakla yetinmez , çeıitli dosyalara zarar verir yada sistemi bozarlar.En zararlı yanlarıysa bilgisayarda arka kapı açarak kötü niyetli kişilerin bilgisayarımıza erişimlerini sağlamaktadır.Truva atları, Virusler gibi kendilerini dosyalara bulaştırarak çoğaltmaz ve taşınabilir haline getirmezler.Bazı tipleri de varlıklarını hiç belli etmeden sahiplerine özel verilerinizi gönderirler.


Çeıitli Truva Atları



Remote Access Trojans(RAT)

Muhtemelen en çok kullanılan truva atları bunlardır.Saldırgan kişilerin kurban bilgisayarlara uzaktan erişimlerini sağlarlar.Böylelikle saldırganların bilgisayarınızdaki dosyları görmesi ve değiştirmesi, özel görüşmelerinizi izlemesi, hesap bilgilerinizi erişmesi, başka bilgisayarlara saldırma için bilgisayarınızı kullanması mümkün olmaktadır.

Password Sending Trojans

Bu truva atlarının maksadı kayıtlı olan tüm şifreleri bulmak , o an girmekte olduğunuz şifreyi bile almak ve fark ettirmeden özel bir e-posta adresine göndermektedir.Kullanıcı adı ve parolayla oturum açılması gereken tüm durumlarda parolanız başkalarının eline geçebilir.

Keyloggers

Bu truva atlarının mantığı çok basittir.Kurbanın klavyede bastığı her tuşu sırasıyla bir dosyaya kaydettikten sonra,o dosyayı saldırgan kişiye yollarlar.Bunlardan çoıu çevrimiçi ve çevrimdışı kayıt fonksiyonuna sahiptirler.

Destructive

Bu truva atlarının tek amacı dosyları silmek yada tamamen yok etmektir.Bu amaç onları çok basit ve kolay kullanımlı yapar.Bu tipteki yazılımlar,otomatik olarak tüm sistem dosyalarını bilgisayarınızdan silerler.Saldırganlar tarafından aktif edilebildikleri gibi ayarlanmış olan özel bir tarih veya saatte kendileride aktif olabilirler.

Denial Of Service(DoS)Attack Trojan

Bir süre öncesine kadar en popüler olan truva atlarıdır ve saldırgan kişiye yeterince kurban bulduğunda DDoS(Distiributed Dos) atağı başlatma gücünü verir.Örneğin ADSL kullanıcısına truva atını bulaştırsaydınız ve eş zamanlı şekilde kurbanlardan özel bir hedefe doğru saldırıya başladıysanız, bu hedef alınan serviste çok fazla veri trafiği ve işlem yığını yaratacaktır.Bu da hedef alınan servisin görevini yürütememesini sağlar.Günümüzdeyse DoS ve DDos saldılarına karşı basitçe çok etkili önlemler alınabilmektedir.

Mail-Bomb Trojan

Bunlar DoS truva atının biraz değişmiş hali olarak rastgele içerikli mailleri eş zamanlı olarak e-posta adreslerine göndermeyi amaçlar.

Proxy/Wingate Trojans

Bu tür truva atları tüm dünyanın yada sadece saldırganın faydalanması için, kurban bilgisayarına kullanılabilir bir Proxy/Wingate sunucusu özelliği kazandırırlar.Böyleleikle saldırganlar sizin arkanıza saklanır ve bilgisayarınız üzerinden anonim olarak Telnet,ICQ,IRC,MSN messenger bağlantıları kurabilir.Daha önemlisi çalıntı kredi kartı bilgileriyle alışveriş yapmak gibi birçok yasadışı işlemi gerçekleştirebilirler.Bu işlerin hepsi sizin IP adresiniz üzerinden yapılacağı için ilk suçlu siz olursunuz.

FTP Trojans

En basit truva atları bunlardır ve sadece 21. portu açarak herkesin veya sadece kendilerinin bilgisayarınıza bağlanabilmesini sağlarlar.Daha güncel sürümleri parola korumalıdırlar ve sadece truva atını bulaştıranlar bağlanabilirler.

SoftWare Detection Killers

Bu truva atları, bilgisayarınızın güvenliğini sağlamak için yüklü olan ZoneAlarm,Norton Anti-Virus gibi popüler yazılımları devre dışı bırakırlar.Böylelikle saldırganlar yasa dışı işlemlerini yapabilmek için bilgisayarınızda daha rahat çalışabilirler.Bu programların çalışmadığını fark etseniz bile, yüklü olan truva atını silmeniz, yeni bir güvenlik yazılımı yüklemeniz onu ayarlamanız ve tekrar kendinizi güvenli hissederek internete bağlanmanız vakit alacaktır.Zaten bu yazılımlar bu işlemleri zorlaştırmak için ellerinden geleni yaparlar.

Truva Atlarını Temizlemek!

Truva atlarını bilgisayarımızdan silmek için bir kaç program vardır.Bunlardan Biri
Spybot- Serach&Destroy

http://fileforum.betanews.com/downlo...y/1043809773/1

adresinden indirebileceıiniz yazılımı bilgisayarınıza kurduktan sonra en son güncellemeleri de yaptıkdan sonra bilgisayarınızı genel bir taratın sonra da bulunan truva atlarını bilgisayarınızdan silebilirsiniz.

Diğer bir yazılım ise ücretli bir yazılım olan Ewido antispyware programın 30 günlük deneme sürümünü

www.ewido.net/en/download

adresinden indirebilirsiniz.Yazılımların ikiside neredeyse aynı kaliteye sahiptir.

Mekatronik

Mekatronik, teknolojik ürün ve tasarımda makine, elektrik-elektronik ve bilgisayar mühendisliklerinin kaynaşmasını ifade eden disiplinlerarası bir mühendislik felsefesidir. 1969 yılında Japonya’dan yola çıkmış, kısa zamanda bütün dünyada çok önemli bir yer edinmiş olan mekatronik, mühendislik tasarımı ve eğitimini derinden etkilemiştir. Üretimde mekatronik tasarım ilkelerine yer veren ülkeler, teknolojide son otuz yılda önemli yenilik ve başarılara imza atmışlardır. Mekatroniğin tasarım ve üretimdeki bu kritik rolünün görülmesi üzerine, bugün gelişmiş ülkelerde mekatronik eğitimine devlet-üniversite-endüstri işbirliği içerisinde, giderek daha fazla ağırlık verilmektedir. Türkiye’de, gecikmeli de olsa giderek yaygınlık kazanan mekatroniğin, Türk meslekî ve teknik eğitim sistemine yeni bir anlayış getirmesi beklenmektedir. Mekatronik ürün yelpazesinin giderek genişlemesi, mekatroniğin gelecekte de öncelikli bir mühendislik alanı olacağını göstermektedir.

Çağımızın yeni ve popüler bilimi olarak kabul edilen mekatronik, makine, elektrik–elektronik ve bilgisayar mühendisliğinin evliliğinden doğan; yazılım ve kontrol mühendisliği konularını da aynı çatı altında toplayan disiplinlerarası bir kavramdır. Akıllı makineler tasarlamak üzere, tasarım ile süreç ve ürün imalatında, makina mühendisliğinin, elektronik ve bilgisayar ile sıkı kaynaşması olarak da ifade edilebilen mekatroniğin kapsamı, mekanik tasarım ve analiz, robotik sistemler, görüntü işleme, kontrol mühendisliği, yapay sinir ağları ve yapay zeka ile sanal gerçeklik olarak sıralanabilir (İlken, 2002).
Erten’e (2003a) göre, mekatronik; çok disiplinli ve disiplinlerarası konuları kapsayan bir mühendislik felsefesi ve mühendislik uygulamalarına tümleşik bir yaklaşımdır. Çetinel (2003), otomasyonun gelişmesiyle öne çıkan ve mühendisliğin yeni adresi olarak gösterdiği mekatroniği, mühendislik branşlarının birbirleriyle sinerjik kaynaşması olarak tanımlamaktadır. Başka bir tanımlamaya göre ise mekatronik; mikro elektroniğin, makine mühendisliğine uygulanması veya mekanik ve elektroniği, bilgi teknolojisi ile işlevsel olarak birleştirip özümsenmesini sağlayan bir yaklaşımdır (Çeltekligil, 2003).
Bu tanımlardan hareketle mekatronik; başta makine olmak üzere, elektrik-elektronik ve bilgisayar bilim dallarını, teknolojik talep ve sorunlara çözüm getirmek üzere, müşteri istekleri doğrultusunda, bir bütünlük içinde algılayan ve aynı potada eriten yeni bir interdisipliner mühendislik felsefesi olarak tanımlanabilir. Bu yeni mühendislik felsefesinde, çeşitli bilimlerin koalisyonu ve sinerjik kaynaştırılması söz konusudur. Mekatronik ile ilgili tanımlarda, mekatroniğin aslında bir kesişim mühendisliği olduğu ve büyük oranda robotikten oluştuğuna sıkça vurgu yapılmaktadır.

Mekatronik Kavramı
Mekatronik kavramı, ilk kez 1969 yılında Japonya’nın Yaskawa Elektrik fiirketi’nde görevli bir mühendis tarafından elektrik motorlarının bilgisayarla kontrolünün sağlanması için kullanılmıştır. Mekatronik sözcüğü, “mekanik” ve “elektronik” kelimelerinin uygun bir şekilde parçalanması ve bu parçaların birleştirilmesi ile elde edilmiştir. Mekatronik sözcüğü, mekanizmanın “meka”sı ile elektronik sözcüğünün “tronik” kısımlarının birleştirilmesinden oluşmuştur (MMOB, 2003). Böylece bir Japon icadı olarak buradan yola çıkan mekatronik kavramı, yıllar içerisinde ilerleyerek tüm dünyaya yayılmış ve günümüzün mühendislik literatürüne, üzerinde en çok konuşulan bir kavram olarak yerleşmiştir.

Mekatronik Mühendisliği Nedir?
Mekatronik, ağırlıklı olarak tasarım ile ilgili bir kavram olarak ele alındığından, doğal olarak ilgili tanımlamalarda, mühendislik boyutunun özellikle ön plana çıkarıldığı görülmektedir. Bunun için öncelikle mühendislik ve mekatronik mühendisliği kavramlarının açıklanmasında yarar vardır.
Mühendislik, genel olarak, kuramsal doğruluğu kanıtlanmış kavramların uygulamaya aktarılmasındaki güçlükleri ve sorunları aşma etkinliği olarak tanımlanır. Mekatronik mühendisliği ise kısaca, mühendislik ilkeleri içinde, makina, elektrik/elektronik mühendisliği ve bilgisayar teknolojisinin eş amaçlı tümleşik bir yapıda gerçekleştirilmesi ve uygulanması olarak tanımlanabilir. Mekatronik Mühendisliği, makina, elektrik-elektronik mühendisliği ve yazılım teknolojisinin, bir ürün içinde entegre olması, bütünleşmesini kapsayan bir mühendislik dalıdır. Bu üç mühendislik konusunun bir ürün üzerinde bütünleşmesi, mekatronik mühendisliğinin temel ilkesidir. Bu ilke, eğitimin ve tasarımın başlangıcından itibaren, bu mühendislik dallarının bir arada bulunmasını gerektirmektedir. Klasik makina ya da elektrik mühendisliği eğitimini görmüş bir kişinin mekatronik ürünler üretmesi beklenmemelidir. Bunun için kişinin makine, elektrik-elektronik ve bilgisayar mühendisliğinin ilgili konularının, bir eğitim sistemi içinde öğütülmesinden oluşmuş mekatronik mühendisliği eğitimi almış olması gerekir (Erten, 2003a).
Başka bir tanıma göre ise mekatronik mühendisliği, makine ve elektrik mühendisliği gibi iki yerleşik mühendislik dalı ile bilgisayar ve özellikle yazılım mühendisliğinin kaynaştırılmasına dayanan yeni bir mühendislik tasarımı yaklaşımıdır (Kocaeli, 2003).
Bu tanımlardan hareketle, mekatronik mühendisliğinin; makine, elektrik-elektronik ve bilgisayar gibi mühendislik alanlarının ilgili konularının, bununla ilgili eğitimin başından başlayarak sinerji oluşturacak biçimde bir araya gelmesiyle ortaya çıkmış ve son derece hızlı gelişen bir mühendislik disiplini olduğu söylenebilir.

Mekatronik Mühendisi Kimdir ?
Mekatronik mühendisi, ilgili disiplinlerde uzmanlık kazanan, tüm tasarımı ve her düzeyde tasarım sürecini denetleyebilen, yönlendirebilen ve katkıda bulunan kişidir. Mekatronik mühendisi, ilgili disiplinlerdeki uzmanlarla iletişim kurabilen, bu uzmanlık konularındaki bilgilere erişebilen, bu bilgileri yorumlayabilen ve bu bilgileri ekonomik, yenilikçi, ve müşteriyi üst düzeyde tatmin eden bir ürüne dönüştürmek amacı ile kullanabilen uzmandır (Erten, 2003a).
Mekatronik mühendisi, müşterinin istekleri doğrultusunda çeşitli mühendislik alanlarındaki bilgi ve birikimi, ürüne dönüştürmek üzere tasarım süreci içerisinde kaynaştırabilme yeteneğine sahip takım lideridir. Bu özellikleri dolayısıyla mekatronik mühendisleri öncelikle, farklı mühendislik alanlarından oluşmuş mühendislik takımı üyeleriyle çok iyi iletişim yeteneğine sahip olmalı ve teknolojik tasarım sürecini çok iyi bilmelidir. Dolayısıyla mekatronik mühendisi, karşılaştığı teknolojik sorunları, disiplinlerarası boşluğu doldurmak üzere, ilgili alanlardaki uzmanlarla iletişim kurarak, çağdaş teknolojinin de desteğiyle çözebilen kişidir. Ancak, mekatronik mühendisinden tek başına endüstrinin bütün teknolojik tasarım ve üretim sorunlarını çözecek bir “Süpermen” olması beklenmemelidir. Mekatronik mühendisliğini öne çıkaran husus, günümüzün karmaşık ve sürekli değişen mühendislik tasarım ve üretim sorunlarının, ancak bir takım çalışması ile çözülebileceğinin bütün kesimlerce anlaşılmış olmasıdır. Bu bakımdan, mekatronik mühendisinin endüstrideki diğer mühendislerin de işini üstlenecek bir konumda görülmesi doğru değildir. Mekatronik mühendisi için, endüstriyel tasarım sürecinde bir araya gelmiş bulunan farklı alanlardan mühendislerin zekâ ve yeteneklerinin koordinasyonunu sağlayan bir takım lideri tanımı daha doğrudur.

Mekatroniğe Neden İhtiyaç Vardır?
Dünyada özellikle 1980’li yıllardan sonra, endüstriyel ürünlerin tasarım ve üretiminde köklü değişiklikler meydana gelmiştir. Gelişen ve değişen dünya pazarları ve teknoloji düzeyi sonucu, endüstriyel ürünlerin nitelik ve işlevlerinde de önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Hızla gelişen teknoloji ve sürekli değişen pazar koşulları, daha ekonomik ve kaliteli ürünler isterken, müşteri beklentileri ise daha esnek ve çok işlevli ürünler yönünde gelişmiştir. Müşterilerin hızla değişen istekleri ve yoğun rekabet sonucu, ürün ömürleri çok kısalmıştır. Böylesine çetin koşullar karşısında alışılmış tasarım ve imalat teknolojileri yetersiz kalmış, bu ihtiyacı gidermek üzere yeni kavram ve yöntemler doğmuştur. Bunlardan birisi de mekatronik kavramıdır. Mekatronik kavramlar, özellikle tasarım felsefesini ve mühendislik eğitimini etkilemiş, endüstriyel teknoloji üretimi ve mühendislik eğitiminde temel değişikliklere neden olmuştur. Robotik teknolojilerin her alanda yaygın şekilde kullanıldığı günümüzde mekatronik, teknolojinin bir gereği ve hatta zorunluluğudur (Erten, 2003a).
Nitekim, mekatroniği tasarım ve üretimde etkili kullanan ülkeler, endüstriyel ve sosyal yaşamda önemli değişim ve ilerlemeler sağlamışlardır. Bunun en çarpıcı örneği, Japonya’dır. Başarılı mekatronik uygulamalarının ürün/süreç gelişiminde kullanıldığı Japon ürünleri, son otuz yılda bütün dünyada önemli bir yer kazanmıştır. Bu bağlamda Çin de, mekatroniğin ekonomik gelişmedeki rolünü görmüş ve 1987’den beri bu konuya giderek artan oranda ağırlık vermeye başlamıştır. Bu iki devin yanında, diğer bölge ülkeleri de, ekonomilerini gelecek yüzyılda belirli bir trende oturtmak için mekatroniğe giderek daha fazla ağırlık vermektedirler (Tan ve diğerleri, 1998).
Mekatronik ile ilgili gelişmeler Asya ülkeleri ile sınırlı olmayıp, bunun yanında, ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinin de, devlet-üniversite-endüstri iş birliği şeklinde nitelendirilebilecek Japonya örneğinden hareketle, son yıllarda mekatroniğe giderek daha fazla ağırlık verdikleri bilinmektedir.
Türkiye’nin, uluslararası rekabette ayakta kalabilmesi ve 21. yüzyılda hak ettiği yeri alabilmesi, bir bakıma, dünya ölçeğinde endüstriyel tasarım ve üretim yapmasına bağlıdır. Bunun sağlanabilmesi için ise Türkiye’nin, devlet-üniversite-endüstri iş birliği çerçevesinde mekatroniğe gereken önemi vermesi kaçınılmazdır. Hatta mekatroniğin; Türkiye’de akademik ve endüstriyel çevrelerde yayılıp gelişmesi için konu ulusal bir bilim politikası çerçevesinde ele alınmalı; gerekirse bu alan öncelikli ve ayrıcalıklı ilan edilerek her kesim tarafından desteklenmelidir.

Mekatroniğin İlgi ve Uygulama Alanları
Çağın mühendislik teknolojisi olarak nitelendirilen mekatronik, modern yaşamda sağladığı büyük kolaylıklardan dolayı, son yıllarda bütün dünyada çok geniş bir uygulama alanı bulmuştur. Nitekim, bugün günlük yaşamda kullanılan sıradan araç-gereçlerden, uzay teknolojisine kadar çok geniş bir yelpazede, mekatronik ürün pazarı gittikçe genişlemektedir.
Bir ürün veya makinenin, mekatronik olarak nitelendirilebilmesi için bu ürünün mekanik işlevsellik ile tümleşik algoritmik denetimi beraberce içeren, algılayabilen, akıl yürüten, karar verebilen ve bu karar doğrultusunda hareket edebilen bir ürün veya sistem olması gerekir. Mekatronik ürünler, kendilerine tanımlanan çevreyi gözlemlemekte, çevredeki değişimleri algılamakta, ve algıladığı bilgileri yorumlayarak gerekli motor sistemler yardımı ile çevresini değiştirebilmektedir. Kısaca akıllı makineler olarak isimlendirilebilen bu ürünlerde yer alan yazılımlarda, genellikle yapay zekâ teknikleri kullanılmaktadır (Çeltekligil, 2003).
Mühendislik tasarımı, sistem dinamiği ve akıllı kontrol, hassasiyet mühendisliği ve tasarım, üretim süreçlerinin gözlemlenmesi-modellenmesi ve kontrolü, hareketli robot sistemleri, kuvvet elektroniği, mikro sistem tasarımı ve uygulamaları, endüstriyel kontrol tasarımı, algılayıcılar ve tahrik ediciler ile robotik sistemler, görüntü işleme, kontrol mühendisliği, yapay sinir ağları ve yapay zekâ ve sanal gerçeklik gibi alanlar, mekatronik mühendisliğinin ilgi alanlarından başlıcalarıdır (Sabancı, 2003; İlken, 2002).
Üretim mühendisliği, mikro sistemler, endüstriyel otomasyon, robotlar, mikro robotlar, akıllı silah ve silah sistemleri ile otomotiv endüstrisi ise mekatronik mühendisliğinin önde gelen uygulama alanları olarak sıralanabilir. Bu uygulama alanlarından günlük hayatımızda yer etmiş bazı örnekler ise şöyle sıralanabilir: Taşıtlarda hava yastığı güvenlik sistemleri, ABS fren sistemleri, uzaktan kumandalı kapı kilitleri, sürüş ve seyir denetimi, motor ve güç sistemleri denetimi, yolcu güvenlik sistemleri, NC, CNC, AC vb. tezgahlar ve otomatik üretim tezgahları, tıpta kullanılan başta MR ve ultrasonik tıbbî cihazlar, fotoğraf makinaları, video kameraları, video, CD ve DVD göstericileri, CD kayıt ve benzeri kişisel kullanım amaçlı elektronik cihazlar, endüstride kaynak robotları, fabrika içi kendinden yönlenmeli araçlar (AGV), uzay araştırmalarında kullanılan robotlar, askerî amaçlı mayın imha robotları, bomba taşıyıcıları ve benzeri gezer robotlar, hava taşıt sistemleri, garaj kapısı otomatik açma sistemleri, güvenlik sistemleri, iklimlendirme denetim sistemleri vb. ev ve büro uygulamaları, çamaşır, bulaşık makinaları vb. ev uygulamaları, çeşitli el takımları, el ve otomatik kumandalı hidrolik frenler ve benzeri malzeme taşıma ve inşaat makinaları ile video oyunları ve sanal gerçeklik uygulamalarında gerçek girdi denetim sistemleri, ev robotları, güvenlik sistemleri ile tarım, bankacılık, madencilik gibi daha birçok alanda kullanılan otomasyon teknolojileri gibi bu şekilde çok geniş bir uygulama alanına sahip olan mekatronik, gelecekte de bilim ve mühendisliğin vazgeçilmez en önemli yapı taşlarından biri olacaktır (EMO, 2003; ASME, 1997).
Mekatronik ilgi ve uygulama alanları dışında, öğretimi yapılan bir disiplin olarak ele alındığında ilgilendiği akademik konular şöyle sıralanabilir:
a) Makine Mühendisliği: Tasarım ve üretim, sistem dinamiği,
b) Kontrol Mühendisliği: Kontrol sistem tasarımı, gerçek zamanlı sistemler,
c) Elektrik-Elektronik Mühendisliği: Eyleyiciler ve sensörler,
d) Bilgisayar Mühendisliği : Algoritma uygulaması ve kodlama ile yapay zekâ ve iletişim (Erten, 2003a).

Türkiye’de Mekatronik Eğitimi
Mekatronik, Türkiye gündemine 1993 yılında girmiş olmasına rağmen, bu konudaki gelişmeler oldukça yavaş bir seyir izlemiştir. Mekatroniğin akademik ve endüstriyel çevrelerde yaygınlık kazanması 2000’li yılların başında mümkün olabilmiştir. Bu tarihten sonra, Türkiye’de bugün mekatronik, sınırlı kapasite ile de olsa, lise düzeyinden, üniversite lisansüstü düzeye kadar hemen her kademede eğitimi yapılan bir disiplin haline gelmiştir.

Lise Düzeyinde Mekatronik Eğitimi
Lise düzeyinde mekatronik eğitimi şimdilik, MEB’e bağlı Anadolu Teknik Lisesi Endüstriyel Otomasyon Teknolojileri-Elektronik Bölümü 11. sınıfta uygulamalı dersler kategorisinde, haftada altı saat zorunlu olarak “Mekatronik Atölyesi” ismiyle sürdürülmektedir. Bu uygulama 2002 yılından beri devam etmektedir (MEB, 2003). Buna ek olarak MEB’in mekatronik konusunda çalışmalar başlatmış olduğu ve bu çerçevede kısa zamanda meslek liseleri bünyesinde mekatronik bölümü açmayı planladığı da bilinmektedir.
Başarılı bir üniversite eğitimi için başarılı bir lise eğitiminin gerekli olduğu bilinmektedir. Bu bakımdan, üniversite düzeyinde başarılı bir mekatronik eğitiminin sağlanabilmesi için bu konuda ön eğitim almış, hazır bulunuşluk düzeyi yüksek öğrenci kaynağı sağlamak üzere, mekatronik eğitiminin lise düzeyinden başlatılmasında yarar vardır. Nitekim ABD’de mekatronik eğitimi, üniversite ve endüstri desteği ile lise düzeyinde başlatılmaktadır (Hırschfeld ve diğerleri, 1993).

Ön Lisans Düzeyinde Mekatronik Eğitimi
Türkiye’de ön lisans düzeyinde mekatronik eğitimi, 1990’lı yılların sonuna doğru başlamıştır. 2003-2004 öğretim yılı itibarıyla Türkiye’de sekiz Meslek Yüksek Okulunda (MYO) ön lisans düzeyinde mekatronik programı mevcuttur. Bu programlar ve bağlı oldukları üniversiteler şunlardır: Gaziantep Üniversitesi Gaziantep MYO, Kocaeli Üniversitesi Gebze MYO, Sakarya Üniversitesi Sakarya MYO, Tekirdağ Üniversitesi Tekirdağ MYO, Gazi Osman Paşa Üniversitesi Turhal MYO, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Zile MYO, Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi Çan MYO, Balıkesir Üniversitesi Edremit MYO. Ancak, gerekli alt yapı ve akademik kadro eksikliği gibi nedenlerle, bunlardan şimdilik sadece ilk dört programda örgün; Sakarya Üniversitesi Adapazarı MYO’da ise, internet destekli uzaktan eğitim modeliyle mekatronik eğitimi devam etmektedir (ÖSYM, 2003; YÖK, 2003).
Mekatronik eğitiminin devam ettiği bu ön lisans okullarının, Türk imalât sanayinin geliştiği bölgelerde bulunması, nitelikli bir mekatronik eğitimi için gerekli olan okul-sanayi iş birliğinin sağlanabilmesi bakımından memnun edici bir durumdur. Ancak, örgün ön lisans düzeyindeki mekatronik programlarına yılda ortalama 150 dolayında, Sakarya Üniversitesi Adapazarı MYO internet destekli yaygın mekatronik programına ise 300 öğrenci kabul edilmesi (ÖSYM, 2003; Sakarya, 2003), bu konudaki talebi karşılamaktan uzaktır. Türkiye’deki ön lisans okullarının yıllık 100 bini aşan öğrenci kapasitesi göz önüne alındığında, örgün ve yaygın ön lisans mekatronik programlarının öğrenci kapasitesinin oldukça düşük olduğu söylenebilir. Oysa ki Türkiye’de, önlisans düzeyde mekatronik eğitimi almış teknik işgücüne daha fazla talep vardır. Çünkü, Türk imalat endüstrisinin %99.6’sı Küçük ve Orta Büyüklükte İşletmelerden (KOBİ) oluşmakta ve imalat alanındaki toplam istihdamın %56.3’ünü de, bu işletmeler sağlamaktadır (Savaşır, 1999). Bu işletmeler, Ar-Ge çalışmaları ve tasarım yapacak ekonomik güçten yoksun olduklarından, bunun yerine, hazır patent ve lisans almaya dayalı üretim yapmaktadırlar. Dolayısıyla, bu işletmelerde, tasarımcı mühendisten çok, uygulama ve üretim becerisi yüksek teknikere ihtiyaç duyulmaktadır. KOBİ’ lerin mekatronik ön lisans düzeyinde eğitim almış tekniker ihtiyacının karşılanması için, ön lisans mekatronik programlarının yaygınlaştırılması büyük önem taşır.

Lisans Düzeyinde Mekatronik Eğitimi
Türkiye’de, bugün mühendislik lisansı düzeyinde dört, öğretmenlik lisansı düzeyinde bir üniversitede mekatronik eğitimi verilmektedir. Lisans düzeyinde mekatronik eğitimi, ODTÜ’de makine mühendisliğinin bir yan dalı olarak, Sabancı, Atılım ve Kocaeli Üniversitelerinde ise Mekatronik Mühendisliği biçiminde sürdürülmektedir. Bu üniversitelerde sürdürülen mühendislik lisans öğretimine ilave olarak, lisansüstü düzeyde mekatronik eğitimi ve araştırmaları, ODTÜ, Boğaziçi, Sabancı, Atılım, Selçuk ve İstanbul Teknik Üniversiteleri başta olmak üzere, birçok üniversite ve araştırma merkezinde sürdürülmektedir. Diğer üniversitelerimizin de özellikle son yıllarda mekatroniğe daha fazla ilgi gösterdikleri ve programlarında seçmeli ders olarak veya mekatronik ile ilgili mezuniyet projelerine yer verdikleri gözlenmektedir.
Türkiye’de dünya örneklerinden farklı olarak, lisans düzeyinde mekatronik mühendisliği eğitimi yanında yine lisans düzeyinde mekatronik öğretmenliği eğitimi de mevcuttur. Bunun ilk ve tek örneği Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi (TEF) bünyesinde açılan Mekatronik Eğitimi Bölümüdür. Bu bölümün mekatronik programı, hem endüstriye uzman mekatronik iş gücü yetiştirme ve hem de meslekî ve teknik orta öğretime mekatronik öğretmeni yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede hazırlanmış öğretim programında, mekatronik mühendisliği dersleri ile pedagoji dersleri birlikte yer almaktadır. Bu yapısıyla Marmara TEF Mekatronik Eğitimi Bölümü, Türkiye’ye özgü bir mekatronik lisans modeli olarak dikkat çekmektedir.
Türkiye’de mekatronik eğitimi, çağdaş dünyadan oldukça geç başlamış ve bu konudaki gelişmeler yavaş bir seyir izlemiştir. Ancak 2000’li yıllarda yaygınlık kazanan mekatronik eğitimi, bugün lise düzeyinden üniversitenin her kademesine sürdürülmektedir. Fakat, her düzeydeki mekatronik programı, başta öğrenci kapasitesi, öğretim programlarının teorik ağırlıklı yapısı ile öğretim elemanı teminindeki güçlükler ve gerekli alt yapıdaki eksiklikler gibi önemli sorunlarla karşı karşıyadır. Bunlara ilave olarak, devlet ve özel sektörün mekatronik eğitimine yeterince destek vermemesi ile mekatronik eğitiminde devlet-üniversite-endüstri işbirliğinin yeterince sağlanamamış olması da Türkiye’deki mekatronik eğitiminin önemli sorunlarındadır. Bu sorunlar, mekatroniğin Türkiye’de yerleşip, yaygınlaşmasının önündeki en önemli engellerdir. Ancak, Türkiye’nin AB’ye yakınlaşmasına ve giderek daha fazla dışa açılmasına paralel olarak, endüstrinin her düzeyde mekatronik iş gücüne olan talebe bağlı olarak, gelecekte Türkiye’de, mekatronik eğitiminin her düzeyde hızla yaygınlık kazanacağı söylenebilir.

Mekatroniğin Geleceği
İlk kez 1960’ların sonunda Japonya’da ortaya çıkan mekatronik, bütün dünyada hızla yayılmış günümüzde de akademik ve endüstriyel çevrelerde çok önemli bir yer edinmiştir. Bugün mühendislik tasarım, üretim ve eğitim sürecini derinden etkilemiş olan mekatroniğe bütün dünyada büyük ilgi vardır. 21. yüzyılın karmaşık teknolojik sorunlarının ancak, disiplinler arası bir yaklaşım içinde algılanabilip, yorumlanabileceği gerçeği ile gittikçe genişleyen mekatronik ürün pazarı, mekatroniğin bugün olduğu gibi gelecekte de kritik bir mühendislik alanı olacağını göstermektedir.
Mekatronik; ilgi ve uygulama alanları ile eğitim sistemi gibi noktalar bakımından başlangıçtan günümüze önemli değişimler geçirmiştir. Benzer şekilde mekatroniğin önümüzdeki yıllarda, geleceğin bilim dalları ve meslekleriyle ilgili olarak önemli değişimler yaşayacağı beklenmektedir.
Mikro-mekatronik, nano-mekatronik, opto-mekatronik, internet tabanlı mekatronik, akıllı/aptal-mekatronik, eğlence amaçlı mekatronik, eğitim amaçlı mekatronik, tıbbî mekatronik ve askerî mekatronik gibi alanlar, mekatroniğin gelecekteki ilgi alanları olarak tahmin edilmektedir (Erten; 2003b).

Sonuç
1960’lı yılların sonunda Japonya’da ortaya çıkan ve çağdaş dünyanın gündemine 1980’li yıllarda giren mekatronik, Türkiye gündemine 1993 yılında girmiştir. Disiplinler arası bir mühendislik felsefesi olarak mekatronik, teknoloji tasarım, üretim ve eğitimini derinden etkilemiştir. Bu misyonu ile mekatroniğin, ülkemizde de geleneksel kitle eğitim modeli üzerine kurulmuş ve dar meslekî disiplinlere sıkıştırılmış meslekî ve teknik eğitim sistemimize ilâve bir dinamizm kazandırması beklenebilir. Bu bağlamda, Türkiye’nin teknolojik tasarım ve üretimde uluslararası rekabet şansının, önemli oranda mekatronikte göstereceği başarıya bağlı olduğu söylenebilir. Bunun için de, mekatronik eğitiminin her kademede yaygınlık kazanması önem taşır. Ancak başarılı bir mekatronik eğitimi için öncelikle geleneksel mesleklerde dar disiplinlere sıkıştırılmış Türk meslekî ve teknik eğitim sisteminin, okula dayalı ve teorik ağırlıklı yapısının değiştirilmesi gerekir. Bunun yerine, çağdaş ve yeni meslek alanlarında ve ilgili meslek alanları arasında ilişki ve geçişe olanak tanıyan disiplinler arası bir yaklaşımla, okul-endüstri işbirliğini esas alan bir meslekî ve teknik eğitim sistemi oluşturulmalıdır. Bunu tamamlayıcısı olarak meslekî ve teknik eğitim sisteminin, lise düzeyinden üniversiteye kadar bütüncül bir yaklaşımla, birbirinin başlangıcı ve devamı şeklinde ele alınması da önemlidir. Bundan başka, birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de, mekatroniğin öncelikli ve kritik alan olarak ilan edilmesi ve bu eğitimin devlet-üniversite-endüstri işbirliği ile sürdürülmesi de büyük önem arz eder.
Türkiye’de hemen her düzeyde sürdürülen mekatronik eğitimi, başta sınırlı kapasite, öğretim programlarının niteliği, öğretim elemanı ve gerekli alt yapı eksikliği gibi sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunlar, mekatroniğin Türkiye’de gelişip yaygınlaşması ile bu sektörde kısa vadeli insan kaynağı problemine neden olmaktadır. Ancak önemli bir diğer bir problem de, şu anda imalat sektöründe çalışan iş gücünün, mekatronikte yetiştirilmesi sorunudur. Bunun için, imalat sektöründe çalışan her düzeydeki teknik elemanın mekatronik tasarım ve üretim alanında iş başında eğitimi sağlanmalıdır.
Türkiye’nin 21. yüzyılda her bakımdan hak ettiği yeri alabilmesi ancak, dünya ölçeğinde teknolojik eğitim, tasarım ve üretim yapması ile olanaklıdır. Bunun sağlanması ise, büyük oranda, çağın bilimi olan mekatronik eğitim, tasarım ve üretimde gösterilecek başarıya bağlıdır. Türkiye, meslekî ve teknik eğitim sistemi ile teknolojik tasarım ve üretimine mekatronik bir boyut kazandırabilir; genç ve ucuz iş gücü avantajını da iyi kullanabilirse, gelecekte bölgenin ve AB’nin üretim üssü olabilir. Bunun için her şeyden önce başarılı bir mekatronik eğitimi, kritik öneme sahiptir. Türkiye’de her düzeyde mekatronik eğitiminin yaygınlık kazanabilmesi ve başarılı olabilmesi için, devlet-üniversite-endüstri kesimleri bir araya gelerek birlikte, eğitim programlarını hazırlamalı, atölye ve laboratuvarları oluşturmalı, eğiticileri eğitmeli ve bu konudaki eğitim standartlarını belirlemelidir.

Bilim ve Teknolojideki Gelismeler

20. yy bilim ve teknolojinin gelişmesinde altın çağını yakalamış, insan hayatında vazgeçilmez bir rahatlık sağlamıştır. Bilim hiçbir zaman durağanlık göstermemektedir. Bilimin sınırları genişlerken; dünyanın sanıldığı kadar büyük olmadığı gerçeği ortaya çıkmaktadır.
Günümüzde bilim olağanca hızıyla ilerlemekle birlikte insan hayatının olmazsa olmazları arasına girmeyi başarmıştır. Bilimin sonucu olarak ortaya çıkan teknoloji hayatımızı her alanda kolaylaştırmayı başarmıştır.
Bilim ve teknoloji arasında sıkı bir ilişki bulunmakta, birbirlerini tamamlamaktadırlar. Bilimsel çalışmalar uygulamaya elverişli bilgi üreterek teknolojik gelişmeye yol açarken, teknolojik gelişmeler de bilimsel araştırmaların daha uygun şartlarda yapılmasını sağlayarak bilimsel gelişmeyi hızlandırmaktadır .
Rönesans ve reformla birlikte bilimdeki gelişmelerin temelleri atılmış, bilimsel gelişmeyi engellemeye çalışan tüm olumsuzluklar da ortadan kalkmıştır (Kilise ve Dinin Etkisi gibi).
İnsanlar, tanrıbilimsel gerçeklerden sıyrılıp içinde yaşadıkları dünyayı ve bu dünya ile ilgili sorunları keşfetmişlerdir. Bu gibi gelişmelerin sonucunda da bilimsel gelişmeler başlayıp zamanla hız kazanmıştır.
Bilim ve teknolojinin ortaya çıktığı tarihten itibaren insanlar içinde yaşadıkları dünya ile yetinmemişlerdir. Uzayı merak etmişler, uzayın sırlarını çözmek amacıyla gizemli bir yolculuk, sistemli bir çalışma içerisine girmişlerdir. Sıvı yakıtlı motorların bulunması ile uçaklar ulaşım aracı olarak kullanılmaya başlanmış, insanlara uzak gibi görünene mesafeler artık ortadan kalkmıştır. Bunun sonucunda insanların uzaya gitme isteği iyice artmıştır .
Uzayı tanımlayacak olursak; güneşi gezegenleri uyduları, yıldızları, sayısız galaksiyi içine alan boşluktur. Bu sınırsız boşluk içersinde bulunana gök cisimlerinin her biri dünya yüzeyindeki toz parçacıkları kadardır. İlk çağ filozoflarından başlayarak bir çok bilim adamı uzayı tanımlama çabası içerisine girmişlerdir. Örneğin; Galile’nin gök bilimleri ile ilgili çalışmaları olmuştur. Teleskopla gözlemler yapmış, şu anki bilim adamlarımızın bile sonucuna ulaşamadıkları bir araştırma çizgisini başlatmıştır. Kepler ise; gezegenlerin yörüngelerinin üzerine çalışmalar yapmış, elips şeklindeki hareketleri saptamayı başarmıştır.
Günümüzde ise uzaya ulaşma çabası dünya üzerinde milletler arası çatışmaya yol açmakta, hızlı bir yarışın olmasına neden olmaktadır.
“İlk aya yolculuk planlarının NASA başlatmıştır. Başka John F. Kennedy’nin 25 Mayıs 1961’de kongrede bir özel oturumda yaptığı konuşmada “önümüzdeki 10 yıl içinde bir adamın aya gitmeyi ve dünyaya dönmeyi başaracağına inanıyorum” sözleri bu çalışmaların daha da hızlandırmıştır soğuk savaş döneminde uzay çalışmaları konusunda da Sovyetler Birliği ile yarışan Amerika uzay harcamaları için büyük bütçeler ayırıyordu. Aya gönderilecek uzaya aracı için çalışmalar uzun bir süre devam etti. Bu çalışmalar sırasında yapılan test uçuşlarından birinde NASA 3 astronotunu kaybett.”
“Sonunda 16 Temmuz 1969’da Neil Armstrong, Edwin Aldrin Jr. ve Micheal Collins adlı üç astronotu taşıyan Apollo 11 tarihe geçecek ay yolculuğuna çıktı. Apollo 11, 19 Temmuz’da ay yörüngesine girdi. Kartal(EAGLE) adlı modül ay yüzeyine başarıyla indi ve Armstrong aya ayak basan ilk insan olarak tarihe geçti. Armstrong’un ardından Edwin Aldrin’de yüzeye indi. Ay toprağından örnekler alan, bazı bilimsel deneyler yapan ve Amerikan bayrağını aya diken iki astronot görevlerini başarıyla tamamlayarak dünyaya döndüler”
İlk aya yolculuğun tamamlanmasının ardından tartışmalar da başladı. Bu tartışmalara sonunda uzayda yaşam olup olmadığı konusu üzerinde durulmaya başlandı. İnsanın bir ortamda hayatını devam ettirmesi için; atmosfer, radyasyon ve yerçekiminin bulunması gerekmektedir. Özellikle atmosfer canlı yaşamı için çok önemlidir.
Dünyamızda %78 oranında azot, %21 oranında oksijen bulunmaktadır. Uzay boşluğunda ise hava olmayıp sadece bir miktar gaz bulunmaktadır. Bu nedenle uzaya giden araçların içerisinde hava tankları bulunmaktadır. Uzay tamamen soğuktur. İnsan ise sadece belirli sıcaklık ölçütleri içersinde yaşayabilmektedir. Bu nedenle uzay aracında ısı sistemi de olmalıdır.
İnsan oğlu çıplak iken uzay boşluğunda kalıcı zarar görmeden 30 saniye kadar yaşayabilir. Nefesinin tutmamak kaydıyla 30 saniye boşlukta kalan insan patlamaz, donmaz ve bilinci tamamını kaybetmez. 30 saniye sonlarında oksijen yokluğu sonucu bilinç kaybı oluşmaya başlar. 1 veya 2 dakika sonra ise yaşam faaliyetleri tamamen durur ve insan hayatını kaybeder.
Uzayda karşılaşacağımız diğer bir sorun ise yer çekimidir. Dünyadan uzaklaştıkça yer çekimi azalmaktadır. Aralarında ters bir orantı vardır. bu yüzden uzayda yer çekimi yoktur.
Günümüzde insanlığın ortak amacı her şeyden haberdar olma, uzayın tüm olanaklarından yararlanmaktır. Şu anda uzayda Türksat adlı bir uydumuz bulunmaktadır. Uydumuz sayesinde haberleşmenin gücü hızla artmıştır.
İletişim kurmanın en kolay yolu konuşmaktan geçer. Karşımızdaki insanların duygularımızı ve isteklerimizi anlatmanın diğer bir yolu da el kol hareketleridir. Fakat bunların dışında da ilkle haberleşme yolarlı vardır: Atlı elçilerle, dumanla ve güvercinler gibi.
Karadeniz Bölgesi’nde bulunan köylerimizin bazılarında yer şekillerinin de etkisi ile dağınık yerleşme görülmektedir. Evler arasındaki mesafe uzak odlundan dolayı insanlar ıslıklarla iletişim kurmaktadırlar. Her ıslık tonu başka bir ablam ifade eder. Fakat sadece insanlar için değil toplumlar içinde iletişimin önemi büyüktür.
İnsanların uzaktan haberleşmesine imkan veren teknik araçlar Fransız Devrimi’nden hemen sonra optik telgrafın bulunması ile gelişim sürecine girdi.
1837’de elektrikli telgrafın bulunması ile iletişim çağı başlamıştır.
Telefon 1876 yılında Graham Bell tarafından bulundu. İnsan sesinin iletiminde önce ülke içerisinde daha sonra da ülkeler arasında yayılmasına imkan verdi. Bu yenilik bir çok kaygıyı da beraberinde getirdi. ABD’de benimsendi ve daha sonra ülkeler arasında yayılmaya başladı. 19. yy’da etkileşim ağları kurulmaya, insanlar arasındaki etkileşim gelişmeye başladı.
“Tarihte ilk ses kaydı 1877 yılında Thomas Edison tarafından yapılmıştı. Son 20 yılda yaşanan gelişme ise gerek ses kalitesinde gerekse şiddetle kayıt sisteminde mükemmeli yakalamayı hedeflemektedir”
İnsanlar, aralarındaki mesafe ne kadar uzak olursa olsun birbirleri ile kolayca iletişim kurmaktadırlar. Örneğin; bir faks makinesi birkaç dakika önce Türkiye’de bir fotoğrafı yayınlarken birkaç dakika sonra New York veya Tokyo’da yayınlayabilmektedir.
20. yy’daki en büyük gelişme hiç kuşkusuz bilgisayar teknolojisinde yaşanmıştır. İnternet ağının kurulması sonucunda bilgisayar ve internet; evlerimizi, işyerimize hatta günlük hayatımıza kadar girmeyi başarmıştır. Bilgisayar teknolojisi beraberinde çok büyük yenilikler ve kolaylıklar getirmişti. Örneğin; bilgisayar hayatımıza girmeden önce para yatırma işlemleri için bankalarda saatlerce sıra beklerken şu anda internet sayesinde işlemlerimizi en kısa zamanda gerçekleştirebilmekteyiz.
Biliyoruz ki bu teknoloji burada kalmayacak, insanlar yaşadığı sürece teknoloji de ilerleyecektir. Şu an bize hayal gibi gelen çoğu araçlar hayatımıza girecek ve hayatımızı kolaylaştırmaya devam edecektir.

22 Mart 2008 Cumartesi

En Cilgin Bilimsel Deneyler

Delilik ile dahilik arasında ince bir çizgi vardır. Bu düşünceden yola çıkan New Scientist dergisi bilim tarihinin en çılgın deneylerini sıraladı:

File LSD verdiler

1962'de Tusko isimli bir file, tipik bir insan dozundan 3 bin kat daha fazla olan 297 miligram LSD enjekte edildi. Kendi çevresinde dönen fil bir saat sonra öldü. Deneydeki amaç, LSD'nin geçici bir deliliğe neden olup olmayacağını öğrenmekti.

Düşüyoruz!

1960'larda 10 askeri taşıyan bir uçakta "Motorumuz bozuldu, iniş takımlarımız da çalışmıyor. Okyanusa acil iniş yapacağız" anonsu yapıldı. Ardından son anlarını yaşadıklarını düşünen askerlere "ordunun ölümlerinde kusuru olmadığını" ilan eden bir sigorta formunu doldurmaları istendi. Askerlerin tamamı formu doldurdu. Deneydeki amaç stres yönetimiydi.

Frankeştayn'ın köpekleri

1954'te Sovyet cerrah Vladimir Demikhov bir köpek yavrusunun başını, ön ayaklarıyla birlikte bir Alman Kurt köpeğine naklederek çift başlı köpek elde etti. Her iki baş da ayrı ayrı süt içebiliyor hatta birbirlerinin kulaklarını ısırabiliyordu. Köpekler bir aydan az yaşadı.

Sarı humma bulaşıcı mı?

Sarı hummanın bulaşıcı bir hastalık olmadığını ispata çalışan stajyer doktor Stubbins Ffirth, bu hastalığa yakalanan bir kişinin kusmuğunu gözlerine, kendi yarasına sürdü ve sonunda da içti. Doktor sağlığını kaybetmedi çünkü sarı humma bulaşıcı değildi. Daha sonra bu hastalığın ancak virüs taşıyan sivrisineklerin ısırığıyla bulaştığı kesinleşti.

Profesör gıdık

1933'te psikoloji profesörü Clarence Leuba, gıdıklamaya verilen tepki olan gülmenin öğrenilen bir reaksiyon olup olmadığını kanıtlamak için, yeni dogmuş oğlunu gıdıklarken kimsenin gülmemesini istedi. Yedi ay süren deney sonunda çocuk gıdıklandığında gülüyordu. Böylece gülmenin gıdıklamaya karşı istemdışı bir tepki olduğunu tespit etti.

Tırnak yeme terapisi

Lawrance Sheean, tırnak yiyen bir grup erkek çocuğunun uyuduğu odada her gece defalarca "Tırnaklarım çok acı" cümlesini tekrarladı. Yaz tatili sonunda biten deneyde çocukların yüzde 40'ının tırnak yeme alışkanlığına son verdiği tespit edildi.

Ölüleri canlandırmak

Robert Cornish 1930'larda tahtıravalliye benzer bir düzenek kullanarak ölü hayvanları canlandırmaya kalkıştı. Yeni ölen bazı köpeklerin damarlarına adrenalin ve anti-pıhtılaştırıcılar enjekte etti. Bazı denekler bir süreliğine ağır beyin hasarı ve körlükle hayata döndü.

Gözleri faltaşı gibi açık

1960'larda Ian Oswald, insanların her koşul altında uyuyup uyuyamayacaklarını tespit etmek için gönüllülerin gözkapaklarını açık kalacak şekilde yapıştırdı, gözlerine 50 santim öteden yanıp sönen ışıklar tuttu. Elektroşoka ve yüksek sesli müziğe de maruz üç denek de 12 dakika içinde uyudu.

İğrençliğin yüzü

Evrensel yüz ifadelerini tespit etmek isteyen psikolog Carney Landis, deneklerinin yüz kaslarının hareketini takip etmek için yüzlerine yanık bir mantarla hatlar çizdi. Daha sonra deneklere amonyak koklatıldı, caz dinletildi, porno izlettirildi, elleri kurbağa dolu bir sepete sokuldu. En sonunda tüm denekler canlı bir farenin kafasını kesmeye ikna edildi. Bu eylem sırasında çekilen fotoğraflarda denekler "Deneyin Büyük Tanrısı"na kurban adayan garip bir tarikatın mensuplarına benzer yüz ifadelerine sahipti.

Denizin en yirtici hayvani

Dunkleosteus terrelli adlı balık türü, 400 milyon yıl önce 10 metre boyu 4 tonluk gövdesi ve katil çenesiyle okyanusların korkulu rüyası
olmuştu. Katil çeneli balık, köpekbalıklarını yiyordu.


Araştırmacılar, günümüzden 400 milyon yıl önce yaşayan Dunkleosteus terrellinin çenesinin şimdiye dek bilinen en güçlü balık çenesi olduğunu vurguluyor. Dunkleosteusun çenesi o derece güçlüydü ki, en hırçın dinozorlardan T-Rexten daha yırtıcıydı. Balık türünü araştıran University of Chicago profesörü Philip Anderson, Dunkleosteusun denizlerde rakipsiz olduğunu, istediği her avı yakalayabildiğini belirtiyor.
Dunkleosteusun zamanını en yırtıcı hayvanlarından biri olduğu biliniyordu. Ancak, Anderson Chicagodaki Field Museumda bulunan bir fosil üzerinde bir bilgisayar animasyonu yaptı. Bilgisayar modellemesinde balığın kasları ve çenesi yeniden yaratıldı. Simülasyonda Dunkleosteusun çenesinin 500 kilogramlık bir güçle kapandığı ortaya çıktı. Bu gücün dişlerin ucunda etki alanı ise 3.5 tona çıkıyordu.

Dunkleosteusun çenesini saniyenin 50de 1inde açtığı tahmin ediliyor. Anderson simülasyonu şöyle açıklıyor; Dunkleosteusun çenesini açmasıyla avını kapması bir oluyordu. Balık ya çok güçlü ısırıyor ya da çok hızlı ısırıyordu, ama iki gücü aynı ısırıkta birleştiremiyordu.

Dunkleosteus, günümüzden 415 milyon ila 360 milyon yıl önce yaşamış güçlü ve yırtıcı balık türü olan placodermler familyasının bir üyesiydi. Dunkleosteus bugün yaşasaydı denizlerin en yırtıcı balığı olarak yine köpekbalıklarının dahi korkulu rüyası olacaktı.

Kerkenkele Ayagi Gibi Yarabandi

ABD’deki Massachusetts Institute of Technology’de (MİT) görevli bilim adamları, kertenkele ayağından esinlenerek özel bir tıbbi bant geliştirdiler

MIT öğretim üyesi Prof. Dr. Jeffrey Karp, kertenkele ayaklarının bazı özelliklerini taklit etmek suretiyle nanoteknolojinin, doku yapıştırıcılarında kullanılabileceğini ispatladıklarını söyledi.
Karp, şunları kaydetti:
"Çalışmamızda, ayrıca morfoloji ve kimyanın birleştirilmiş yönlerinin, biyolojik olarak parçalanabilen ve biyolojik olarak uyumlu bir elastik bantın dokulara yapışmasını kolaylaştırmak için kullanılabileceğini de gösterdik.
İnanıyoruz ki, bu sistem, gastrik bypass işlemleri sonucunda ortaya çıkan sızıntıların önlenmesi ve laparoskopik işlemlerde yara dikişlerinin değiştirilmesi gibi pek çok tıbbi uygulamada kullanılabilir."

-KERTENKELE AYAĞI-
Çalışmanın temelini kertenkele ayağının az bulunan özellikleri oluşturuyor. Kertenkele ayağı, hayvanın duvarlara ve tavanlara yapışmasını sağlayan nano ölçüde tepe ve vadilere sahip bulunuyor. Geliştirilen tıbbi bantta da sözkonusu tepe ve vadileri ile tepe ve vadileri saran ince bir yapışkan tabaka bulunuyor. Bu özellik, bantın kalp, mesane ve akciğer dokusu gibi ıslak zeminlere de yapışmasına imkan tanıyor. Organik olarak kendi kendine eriyebilen banta müdahale edilmesine gerek kalmıyor.
Yeni bant örneğin midede ya da bağırsakta yapılan bir bypass sonrası bu bölgeleri sararak iyileşmesine imkan tanıyor. Katlanabilen ve tekrar açılabilen özelliğe de sahip olan bant, aynı zamanda ülserin neden olduğu bölgenin alınmasının ardından yama olarak da kullanılabiliyor.

Prof. Dr. Karp ve ekip arkadaşı Robert Langer, bantın yapışkan olması için şeker temelli bir yapışkan kullandılar. İlk testi, domuz bağırsağındaki dokular üzerinde uygulayan Karp, üretikleri nano teknolojik yeni bantın, diğer yara kapatıcı bantlara göre iki kat daha kuvvetli olduğunu tespit etti.
Yeni bantın diğer bir önemli özelliği ise elastik ve ayarlanabilir olması. Bu özelliği ile istenilen formda kullanılabilen bant ihtiyaç duyulan elastikliği sergileyerek farklı tıbbi tedavilere göre daha hızlı iyileşme sağlayabiliyor.

IBM sistem z10

IBM, dünya genelinde lideri olduğu anabilgisayar pazarına yeni bir model sundu. 4.4 GHz hızında işlemcilerle tasarlanan IBM Sistem z10, büyük kurumların yükü gittikçe artan veri merkezlerinde, 1.500 orta boy sunucunun yaptığı işi gerçekleştirebiliyor. Sistem z10, 1.500 sunucudan %85 daha az yer kaplıyor, %85 daha az enerji tüketiyor ve %100 daha fazla performans gösteriyor. Yeni anabilgisayar bu sunucular için gereken yazılım lisanslarını da konsolide ederek 30a 1 oranında azaltıyor.

Yüksek sayıda işlem yapılan veri merkezlerindeki kaotik yapıyı bir disipline sokmak için yapılandırılan IBMin yeni anabilgisayarı, tüm bilgi işlem ortamı düşünüldüğünde, BT profesyonellerine yönetimi çok kolay bir altyapı sunuyor. 64 işlemcisinde, 4 çekirdek teknolojisi kullanılan Sistem z10, Linux, XML, Java, Websphere ve pek çok Servis Odaklı Mimari (SOA) tabanlı projeyi çalıştırabiliyor. Sistem z10, 1.5 terabytea kadar yükseltilebilen sunucu başına hafıza imkanıyla büyüyen iş ihtiyaçlarına karşılık veriyor.

5 yılda 5.000den fazla araştırmacının ortak çalışmasıyla geliştirilen Sistem z10, iş ihtiyaçları çok hızlı değişen ve yüksek işlem adetlerine sahip müşterilerine, bilgi teknolojilerini bir servis gibi konumlandırabilme imkanı tanıyor. IBM, Sistem z10 ile birlikte duyurduğu yeni yazılım çözümleriyle BT yöneticilerine de çeşitli kolaylıklar sunuyor. IBM Rational Business Developer yazılımı, System z müşterilerine üretim süreçlerini kısaltmada yardımcı oluyor. Rational yazılımı aynı zamanda mevcut COBOL-tabanlı uygulamaların web servislerine dönüştürülmesini sağlıyor. Host Access Transformation Services (HATS) ise anabilgisayar uygulamalarına cep telefonu ve PDA araçlarla ulaşılabilmesini mümkün kılıyor. Sistem z10da endüstride ilk defa kullanılan pek çok yeni fonksiyon bulunuyor.

IBM Sistem z10 daki yenilikler ;

Yetkilendirme Yönetimi: Sistem yöneticilerine, kimin hangi iş servisine giriş yapabileceğini yönetme imkanı tanıyor.

Kullanım Yönetimi: Sistemin en verimli şekilde çalıştırılabilmesini sağlıyor. Sistem kaynaklarının gelen iş akışına ve yoğunluğa göre kullandırılmasına imkan veriyor.

Anında Kapasite: İş ihtiyaçlarına göre ek işlemci gücünün devreye alınabilmesini sağlıyor.

Sanallaştırma Güvenliği: Sistem z10 şu anda dünyada ABD hükümetinin en yüksek BT güvenliği seviyesi olarak bilinen EAL5i sağlayabilen tek sunucu.